Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Kayserililer için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Kayseri ile ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Türkiye Kadınlar 2. Futbol Ligi takımlarından Bursa Vatanspor kafilesi, ligin ilk haftasında yarın saat 13.00’te Şemdinli’de oynayacağı Hakkarigücüspor maçı için araç bulamadı.Kulüp yöneticilerinin tüm görüşmelerine rağmen özel vasıta ayarlanamadı. Devreye giren CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli, “Sizi yolcu otobüsüyle gönderebiliriz.” diyerek Vatan Spor kafilesine 18 kişilik otobüs bileti aldı. Sabahın erken saatlerinde kulüp binasında toplanan bayan futbolcular, minibüsle otobüs terminaline, oradan da Van’a hareket eden otobüse binip yola çıktı.Takımın Teknik Direktörü Asiye Erman, Futbol Federasyonu’nu topa tuttu. Erman, “Siyasi karışıklıkların yaşandığı bir süreçte gidiyoruz. Yaklaşık 15 gündür çalmadığımız kapı kalmadı, ama bize sadece, ‘gitmeyin, gerek yok, karmaşa yaşanıyor’ dediler. 18 tane cesur yürek var burada, ısrarla maçımızı oynamak istiyoruz. Eğer şimdi gitmezsek bizden sonra gidecek takımların da önünü kapatacağız. Biz gitmezsek, o gitmezse kim gidecek? Orası da bizim topraklarımız. Hakkâri de bizim şehrimiz. Oradakiler de bizim kardeşlerimiz. Orada şu anda mermiler atılıyor, ama şehre adım attığımızda takımımız çiçekle karşılanacak. Maçtan sonra döneceğiz. Bazıları yaşanılan karışıklıklar sebebiyle aracını göndermeye cesaret edemedi. Akşamdan beri uyuyamıyorum, potanın perileri, filenin sultanları var, bizim çocuklar sokağın köpekleri mi? Bunun cevabını versin federasyon.” dedi.Sporculardan Yasemin Metin de, duruma tepki gösterdi. Takıma bu sene transfer olduğunu belirten Yasemin, “Yaklaşık 20 yıldır bayan futbolun içerisindeyim, fakat Türkiye Futbol Federasyonu’nun bayan futboluna katkısını görmedim. Federasyon’a neden destek verilmediğini sormak istiyorum. Çok işadamı var ama bize faydaları yok. Üç milyon Bursalı 18 tane yürek edemedi. Ne olursa olsun maçımızı oynayıp alnımızın akıyla döneceğimize inanıyorum.” dedi. Ergüzer isimli oyuncu ise, “30 saat yol gideceğiz. Beraber gideceğimiz yolcularımızın bizden rahatsız olup olmadıklarını da bilmiyoruz.” ifadelerini kullandı.Maçın kar yağışı sebebiyle Yüksekova’dan Şemdinli’ye alındığını kaydeden Vatan Spor Kulübü Başkanı Selam Sultansu da, “Bu deplasmanla da bitmiyor. Sonraki hafta Mardin’e gideceğiz. Yine Kayseri’ye gideceğiz. Oralarda bu maçların oynanması lazım.” ifadelerini kullandı.
25 Ekim 2014 02:00 | spor
Necati Ateş de boşandıKayseri Erciyesspor'da oynayan eski Galatasaraylı futbolcu Necati Ateş, 1999'da evlendiği Zeynep Özyürek'ten boşandı.Kayseri Erciyesspor'da oynayan eski Galatasaraylı futbolcu Necati Ateş, 1999'da evlendiği Zeynep Özyürek'ten boşandı.
24 Ekim 2014 17:03 | gündem
Yapımını SER Film'in üstlendiği "Birleşen Gönüller" filmi için İzmir'de muhteşem bir gala düzenlendi. Gaziemir Optimum AVM'de düzenlenen gala gecesine, filmin başrol oyuncuları da katıldı.Sema Çeyrekbaşı ve Serkan Şenalp, galadan önce filmle ilgili açıklamalar yaptı. Çekimlerin oldukça güç şartlarda geçtiğini aktaran oyuncular, ortaya çıkan filmi ise çok beğendiklerini ve sinemaseverlerin de beğeneceklerine inandıklarını dile getirdi. Filmin gala gecesine katılan İzmirliler, iki salonu tamamen doldurdu. Filmi seyrettikten sonra değerlendirmelerde bulunran vatandaşlar, çok beğendiklerini dile getirdi. Gözyaşlarına hakim olamadıklarını aktaran sinemaseverler, "Son dönemde seyrettiğimiz en güzel yapım. Herkesi filmi seyretmeye davet ediyoruz." dedi.Yönetmenliğini Hasan Kıraç'ın üstlendiği filmin çekimlerine, 27 Kasım 2013'te Bulgaristan'da başlandı. Savaş sahneleri, Holywood'un ABD dışındaki platolarından biri olan, Cehennem Melekleri, Herkül, 300 Spartalı, Conan gibi filmlerin çekimlerinin yapıldığı Nuboyana stüdyolarında çekildi. Gerçek bir hikayeden alınan, senaryosunu Serkan Birlik ve Özge Aras'ın yazdığı filmdeki 1940'lara ait sahnelerin büyük bölümü, olayların geçtiği mekanlara uygunluğu bakımından Bulgaristan'ın Sofya, Lukoit, Zherevna gibi çeşitli şehirlerinde çekildi. 1992'lere ait sahneler için Gürcistan Batum, Balıkesir, Tuz Gölü, Eskişehir Çifteler, Kayseri Develi ve Erciyes, Nevşehir Göreme ve Ürgüp, Kocaeli ve İstanbul'un çeşitli mekanlarında set kuruldu. Bütçesi 10 milyon lirayı aşan ve çekimleri 16 haftada tamamlanan sinema filminin sürgün sahneleri ve esir kampı için İstanbul'da özel platolar kuruldu. Filmin sanat yönetmenliğini, M.Ziya Ülkenciler yaptı. Görüntü efektleri, Chery Chery tarafından yapıldı ve uygulandı. Uzun araştırmaların ürünü olarak dikkat çeken kostüm tasarımları 1940'ler Nazi Almanya'sı, Sovyet Rusya, Kuzey Kafkasya, Kazakistan ve Türkiye gibi geniş bir coğrafyayı yansıtıyor. Filmin müzikleri, dünyada ve Türkiye'de tanınan ünlü Yunan müzisyen Evanthia Reboutsika tarafından bestelendi.FİLMİN KONUSUFilmin konusu, 1940'lı yıllardaki Sovyet Rusya'dan 1990'lı yıllara uzanıyor. Filmde, bu zorlu yolda yürüyen iki ayrı sevdanın, yıllara ve uzun mesafelere rağmen durmayıp devam edişi hikaye ediliyor. 1940'lı yıllarda Sovyet Rusyası. 2. Dünya Savaşı'nda doğu cephesi alev alev yanmaktadır. Naziler ile Kızıl Ordu arasındaki bu ateş, tertemiz bir sevdanın ocağına düşmek üzeredir. Kuzey Kafkasya Türklerinden Niyaz ve Cennet, daha çiçeği burnunda evliyken savaşın sert darbesiyle ayrılmak zorunda kalırlar. Nazi işgali, hızla köylerine kadar gelir. O zor günlerin birinde masum bir Rus kızını, hayatı pahasına Nazilerden saklar. Açıklaması basit ve nettir, kendilerine sığınmıştır çünkü o kız fakat Nazi komutanının cezası bu kadar basit olmayacaktır. Cennet ve bütün köy, zorunlu işçiler olarak Almanya'ya, çalışma kamplarına gönderilir. Esir kampları acılar, ölümler kadar firarların da yaşandığı zorlu mekanlardır.Cennet, yük vagonunda doğurduğu yavrusu Bedel'le birlikte dayanmaya çalışır hayata. Açlık, sefalet ve en kötüsü de ölüp ölmediğini bilmediği kocasını geride bırakma duygusu. Ne vatanına geri dönebilir ne de Niyaz'ından bir daha haber alabilir. O aşkı ve sabrıyla yine de bekler. Cennet, tam 50 yıl boyunca sürgün diyarının binbir acısı içinde vefa, sabır ve ümitle Niyaz'ın bir gün çıkıp geleceğini hep bekler. Kader, karın kışın altında baharı saklar. 90'lı yıllarda cemre, bu sefer toprağa ve suya aynı anda düşer ve bir gün ellerinde valizleri ve iki çocuklarıyla Yunus ile Dilek çifti, Türkiye'den Kazakakistan'a giderler. Yıllar zorlu, şartlar zorludur. Birleşen Gönüller, bu sırrın hikayesi.(CİHAN)
24 Ekim 2014 14:00 | kültür sanat
Erciyesspor, Beşiktaş karşısında ilk peşindeSpor Toto Süper Lig ekiplerinden Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor, ligin 7. haftasında konuk edeceği lider Beşiktaş'ı mağlup ederek, rakibine karşı ilk galibiyeti almayı hedefliyor.
24 Ekim 2014 12:20 | spor
Kaza, Nevşehir-Kayseri Karayolu
24 Ekim 2014 10:08 | Gündem
Kaza, Nevşehir-Kayseri Karayolu
24 Ekim 2014 10:08 | yaşam
Bruno Alves’e iki maç cezaPFDK, Galatasaray derbisinde kırmızı kart gören F.Bahçeli Bruno Alves’e 2 maç ceza verdi. Buna göre Portekizli stoper, yarınki Gençlerbirliği ve 8. haftadaki Beşiktaş karşılaşmalarında forma giyemeyecek. PFDK, Sarı-Kırmızılı kulübe ise taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 60 bin TL para cezası verdi. Kurul, ayrıca Mersin İdman Yurdulu futbolcu Gökçek Vederson’a da 2 maç men cezası verdi.PTT 1. Lig’de perde açılıyorPTT 1. Lig’in 7. haftasında heyecan bugün oynanacak iki karşılaşmayla başlıyor. Haftanın programı şöyle: Saat: 19.00 Adana Demirspor-Antalyaspor, 19.30 Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Şanlıurfaspor, Yarın: 14.00 Bucaspor-Adanaspor, 16.00 Denizlispor-Boluspor, Giresunspor-Albimo Alanyaspor, 18.30 Manisaspor-Karşıyaka: Pazar: 14.00 Osmanlıspor-Orduspor, 16.00 Altınordu-Kayserispor, 18.30 Samsunspor-Elazığspor.17 yaşındaki Melisa tarih yazıyorBursa Osmangazi Belediyespor Judo Takımı’nın milli sporcusu Melisa Çakmaklı, başarıya doymuyor. Gençlik Olimpiyat Oyunları’nda altın kazanan, ardından Judo Gençler Avrupa Şampiyonası’nda ikinci olan 17 yaşındaki Melisa, son olarak ABD’de düzenlenen Genç Judocular Dünya Şampiyonası’nda bronz madalyaya uzandı. 44 kiloda Türkiye’yi temsil eden milli sporcu, üçüncülük maçında Moğol rakibini yenmeyi başardı.
24 Ekim 2014 02:00 | spor
MERS şüphesiyle hastanelere başvuranların artması üzerine Sağlık Bakanlığı aile hekimlerini görevlendirdi.Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ve Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’nden (TÜRSAB) hacı listelerini alan bakanlık, aile hekimleri aracılığıyla bütün hacıları mercek altına aldı. Şu ana kadar 10 bine yakın hacı telefonla aranarak durumları soruldu. 30 Ekim’e kadar kutsal topraklardan dönen 61 bin hacıya “Şikayetiniz var mı?” sorusu yöneltilecek. Türkiye’de MERS vakaları devam ediyor. Isparta’da MERS virüsü şüphesi sebebiyle devlet hastanesi acil servisine getirilen iki hasta tedaviye alındı. Acil servis diğer hastalara kapatılırken, bütün personele maske dağıtıldı. Yozgat’ın Yerköy ilçesinde bir hafta önce hacdan geldiği öğrenilen Hasan Yılmaz (82), ‘MERS virüsü’ şüphesiyle hastaneye kaldırıldı. Ağrı’da iki kişi, Kayseri’de 1 kişi, Adıyaman’da da Abuzer Yılmaz, yüksek ateş şikayetiyle başvurduğu hastanede MERS virüsü şüphesiyle özel odada tedaviye alındı.
24 Ekim 2014 02:00 | gündem
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge İdem, kadınların son adet kanamasından sonraki sürece menopoz denildiğini, bunun hastalık değil, doğal bir olay olduğunu söyledi. Dr. İdem, şöyle konuştu: "Dünyada ortalama menopoz yaşı 40-55 yaş arasındadır. ...
23 Ekim 2014 18:24 | kadın
Böyle baba olmaz olsunKayseri'de öz kızlarına cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla yargılanan tutuklu sanık Ali D.
23 Ekim 2014 15:00 | gündem
Potada Avrupa gecesiEurolig’in 2. haftasında temsilcilerimiz vitrine çıkıyor. İlk maçta Kızılyıldız’a deplasmanda 76-68 yenilen Galatasaray Liv Hospital, bugün Abdi İpekçi’de İspanya’dan Valencia’yı ağırlayacak. Mücadele saat 20.00’de başlayacak. Fenerbahçe Ülker, 20.00’de Polonya’da PGE Turow’la karşılaşacak. Anadolu Efes ise yarın 21.45’te Dinamo Sassari’ye konuk olacak.Liderin maçı Meral’inSüper Lig’de 7. hafta maçlarını yönetecek hakemler açıklandı. Program şöyle; Yarın: Karabük-Akhisar: Deniz Ateş, K.Paşa-Konya: M.İlker Coşkun. Cumartesi: Sivas-Rize: Fırat Aydınus, F.Bahçe–G.Birliği: Özgür Yankaya, Balıkesir-Bursa: Süleyman Abay. Pazar: Mersin- Eskişehir: Ali Palabıyık, Trabzon-Antep: Cüneyt Çakır, Başakşehir-G.Saray: Tolga Özkalfa. Pazartesi: Erciyesspor-Beşiktaş: İlker Meral.Türk hakemlere Avrupa göreviUEFA, Hüseyin Göçek ve Halis Özkahya’ya bugün oynanacak Avrupa Ligi maçlarında görev verdi. Standard Liege’in Sevilla’yı konuk edeceği karşılaşmada düdük çalacak olan Hüseyin Göçek’in yardımcıları Mustafa Emre Eyisoy ile Orkun Aktaş olacak. Halis Özkahya ise Villarreal-Zürih mücadelesini yönetecek. Özkahya’nın yardımcılıklarını da Cem Satman ve Kemal Yılmaz yapacak.Passolig, Rekabet Kurulu’ndaRekabet Kurulu, Passolig ile ilgili gelen şikayetler üzerine ön araştırma başlatılmasına karar verdi. Kurul, yaklaşık bir ay içinde ön araştırma yapıp Passolig’le ilgili soruşturma açılıp açılmayacağını değerlendirecek. Soruşturma açılması durumunda 6 aylık araştırma süreci başlamış olacak. Bilindiği üzere bir süre önce bazı taraftar gruplarından Rekabet Kurulu’na şikayet dilekçeleri gönderilmişti.
23 Ekim 2014 02:00 | spor
Japon asıllı performans ve enstalasyon sanatçısı Chiharu Shiota’nın, benliğin evi olarak da tanımlanan, kişinin içsel yolculuğu ile yeni başlangıçlarını ifade eden enstalasyon çalışması ‘First House – İlk Ev’, 8 Ekim’de Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde izlenime açıldı. Küratörlüğünü Gülru Vardar'ın yaptığı
22 Ekim 2014 17:20 | kültür sanat
Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Burak Civelek, kanser ve beslenme konusuyla ilgili yapılan istatiksel analizlere göre 2030 yılında her 4 kişiden birine kanser tanısı konulacağı öngörüldüğünü söyledi. Dr. Burak Civelek, bu kadar yüksek oranda görülmesi beklenen kanserlerin yüzde 25'ini yapacağımız beslenme ve egzersiz değişiklikleri ile önlenebileceğini açıkladı.Dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseridir. "01-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı" dolayısıyla açıklama yapan Acıbadem Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Burak Civelek, meme kanseri riskini azaltmak için beslenmemizde yapmamız gereken değişikliklerle ilgili şunları söyledi; "Japonlarda meme kanseri riski Amerikalılara göre yüzde 50 az olmasına rağmen Japonya'dan Amerika'ya göç edenlerde bu farkın kaybolduğu bunun da Amerikan tipi beslenme (hamburger, patates kızartması, sandviç) ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Özellikle menopoz sonrası dönemde diyetlerinde fazla yağ bulunan kadınlarda meme kanserinin arttığı 45'i aşkın çalışmada tespit edilmiştir. Doymuş yağ oranından zengin yağlar ile beslenme ile bu risk 2 katına çıkmakta, doymamış yağ asitlerinden zengin yağ ile beslenme ile de bu risk azalmaktadır." Dr. Burak Civelek, doymuş yağ asitlerinden zengin olan kırmızı et, krema, pasta, bisküvi, kraker, tereyağı, iştah açıcı aperatifler, dondurma tüketiminden kaçınıp bunlar yerine balık yağı, zeytinyağı, fındık yağı ile yapılan besinler kullanılmasını önerdi ve şu uyarıda bulundu; "Haftada 3 öğün balık tüketimi ile omega-3 tüketimini arttırmak elimizdedir. Soya yağının içerisinde bulunan bazı kimyasalların özellikle meme kanserinden koruyucu etkisi olduğuna yönelik araştırmalar mevcuttur.""Şeker ve karbonhidrat tüketimi ile meme kanserinin risk artışı arasında birebir kuvvetli bir bağlantı yoktur" diyen Dr. Burak Civelek, "Diğer yandan yapılan bir çalışmada günlük besinlerinin %50'den fazlası karbonhidrat olan kişilerde meme kanseri riskinde hafif bir artış tespit edilmiştir. Ancak fazla şeker tüketiminden kaçınılmalıdır; çünkü fazla şeker kilo artışına neden olur. Aşırı kilonun meme kanseri riskini arttırdığı bilindiği için şeker ve şeker içeren yiyecek, içecek tüketimini kısıtlamak önemlidir" diye konuştu. Dr. Burak Civelek, süt ve süt ürünlerinden zengin beslenen kişilerde meme kanseri riskinde azalma olduğu tespit edildiğini, bu etkinin yüksek kalsiyum içeriği ve D vitamini aracılığı ile olduğu düşünüldüğünü açıkladı. Yağ oranı düşük günlük süt, yoğurt tüketmenin faydalı olacağını, ancak koruyucu etkisi sınırlı olduğunu, D vitamini için ise günlük 10-15 dakika güneş ışınının yeterli olacağına işaret etti. Meyve tüketiminin fazla olmasıyla meme kanseri riskinde belirgin azalma tespit edildiğini aktaran Dr. Burak Civelek, "Bu etkinin A, C ve E vitaminleri ile selenyuma bağlı olduğu düşünülmektedir. Fakat bu antioksidanların tablet olarak alınması kesinlikle önerilmemektedir. Önerimiz günde 5 porsiyon sebze meyve tüketmeye çalışılması yönündedir. Brokoli, karnabahar, kıvırcık, lahana gibi sebzeler ile mevsimine uygun olarak çıkan meyveler tüketilmelidir."(CİHAN)
22 Ekim 2014 16:17 | sağlık
Piyanist ve besteci Fazıl Say’ın eserlerinin seslendirileceği iki konser Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) yeni sezon programından çıkarılmasına tepkiler sürüyor.Fazıl Say dün Twitter hesabından açıklama yaparak, “Adamların ‘Su’ ile, ‘Yunus’ ile, ‘İstanbul’ ile dertleri varsa biz ne yapalım? Ne diyelim ki? Eserlerimin CSO yıllık orkestra programından çıkarılmasına gerekçe nedir? Sebep nedir? Öğrenmek isteriz. Kültür Bakanlığı cevaplamalı.” diye sordu. Ardından CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na Fazıl Say’ın eserlerinin CSO programından çıkarılmasıyla ilgili soru önergesi verdi.CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş da bir açıklama yaparak, son günlerde yaşanan sansür olaylarına tepki gösterdi. Karakaş şöyle dedi: “Bu uygulama Anayasa’nın 64. maddesinde belirtilen ‘Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır’ hükmünü yok saymaktadır. Fazıl Say’a konulan yasak kaldırılmalıdır. Kültür Bakanlığı yasaklama bakanlığı olmamalıdır. AKP hükümetini, Kültür Bakanlığı’nı sanata ve sanatçılara uyguladığı sansür ve baskılara son vermeye çağırıyoruz.”Ne olmuştu?Devlet Orkestraları CSO’nun yıllık programını hazırlayıp Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne onay için gönderiyor. Bakanın bizzat onayından sonra resmiyet kazanıyor. İddiaya göre bakanlığa ‘onay’ için gönderilen bu yılın programında Fazıl Say’a ait üç eser iki ayrı konser de yer alıyordu. www.sanattanyansimalar.com adlı internet sitesinin haberine göre bu üç eser Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenerek, yeni sezon programından çıkarıldı. Buna göre, Kasım 2014’te şef Rengim Gökmen’in yöneteceği bir konserde Say’ın ‘İstanbul Senfonisi’, Mayıs 2015’te 3000 kişilik ATO Congresium’daki konserde şef Naci Özgüç yönetiminde bestecinin ‘Su’ adlı piyano konçertosu ve ‘Yunus’un Sırtındaki Çocuk-Hermiyas’ adlı eseri seslendirilecekti.‘Bu gidiş nereye doğru gidiyor?’Fazıl Say, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerinin bakanlık tarafından programdan çıkarılmasıyla ilgili Hürriyet’ten Cem Erciyes’e konuştu. “Bütün dünyada sunduğum sanatımı kendi memleketimde sunamaz hale getirdiler.” diyen Say şunları söyledi: “Endişe ile izliyorum, hem memleketteki gelişmeleri, hem de yaşadıklarımı. ‘Bu gidiş nereye doğru gidiyor?’ diye soruyorum kendime. Kendi hayatımı, geleceğimi, kızımı ve dostlarımı düşünüyorum. Ne olacak bilmiyorum. Son birkaç ay içinde 14 yıllık Antalya Piyano Festivalim elimden alındı. Borusan Orkestrası ile her yıl konserlerimiz olurdu, bu yılki programımızı tuhaf bir bahaneyle iptal ettiler, benzer bir ambargo da onlardan geldi. Şimdi de bakanlık yapıyor. Bütün dünyada sunduğum sanatımı kendi memleketimde sunamaz hale getirdiler. Amaç nedir?”Habere göre, Kültür Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Haluk Dursun ise Say’ın program taslağından çıkartılan eseri olmadığını söyledi. Dursun İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın 22 Mayıs’ta vereceği konserinde Say’ın bir konçertosunun da çalınacağını belirterek, “Dolayısıyla Say’a bir ambargo, sansür yoktur, devletin kapıları kapatılmış değil. Belki 2016’da daha çok dinleriz.” dedi.
22 Ekim 2014 15:12 | kültür sanat
Bayramdan sonra sığır eti fiyatı arttıKayseri Ticaret Borsası Başkanı Şaban Ünlü, besicinin elindeki büyükbaş hayvanın önemli bölümünün kurban bayramında kesilmesi sonucu kesime gidecek hayvan sayısının azalmasının sığır eti fiyatlarını artırdığını söyledi.
22 Ekim 2014 12:54 | ekonomi
Eski Bingöl Emniyet Müdürü ve GÜSAM Başkanı Ercan Taştekin, “AKP hükümeti kendisinden olmayanları tasfiye, kendisinden olanları emniyet teşkilatına dâhil edecek bir sistem peşinde.” diyor.Recep Tayyip Erdoğan’ın 11 Mayıs 2013’te Afyon’da “Cadı avı ise cadı avı.” sözleri işaret fişeğiydi. Emniyet ve yargı başta olmak üzere çeşitli kurumlarda, medya, iş dünyası ve sivil alanda tarihin en büyük cadı avlarından biri başlatıldı. 2014’ün ilk 10 ayında 50 bine yakın memur sürgün edildi. ‘Paralel yapı’ adı altında yürütülen cadı avına muhalif bütün isimler ve kurumlar dâhil edildi. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından başlatılan tasfiyelerin hedefindeki en önemli kurum emniyet teşkilatıydı. Binlerce polis görevden alındı. Peki, neden ilk önce poliste tasfiyeye gidildi?“Eğer bir ülkede diktaya yönelme varsa, polis teşkilatında çok ciddi tasfiyeler görürsünüz.” Bu söz, eski Bingöl Emniyet Müdürü Ercan Taştekin’e ait. Taştekin, güvenlik stratejileri uzmanı. Kayseri’de üç kayıp çocuk olayını aydınlatan ekiple adını bütün Türkiye’ye duyurdu. Faili meçhul cinayetler, hırsızlık ve suçla mücadele konularında ülkenin yetiştirdiği en önemli polis müdürlerinden biri. Bingöl Emniyet Müdürlüğü görevinden emekliye ayrıldı. Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi (GÜSAM) Başkanlığı’nı yapıyor. Derneğin Ankara’daki merkezinde emniyetteki tasfiyelerle ilgili sorularımızı cevapladı. Polis teşkilatındaki tasfiyelerin arkasında parti polisliği kurma düşüncesi olduğunu açıkladı.-17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası poliste tasfiyeler başladı. Neden?17 Aralık olmasaydı da bu tasfiyeler olacaktı. Bunun polis teşkilatı ve yolsuzluklarla ilgisi yok. Bunun temelde ülkenin yönetim şekliyle çok ilgisi var. Eğer bir ülkenin yönetim şekli demokrasi ise ona göre dizayn edilen polis teşkilatları vardır. Eğer antidemokratikse polis de ona göre şekil alır. Polislik evrensel bir meslektir. Dünyada devletlerin rejimlerine göre polisliğin yapılış tarzı da birbirine benzer. Demokratik ülkelerdeki polisin çalışma felsefesi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Antidemokratik ülkelerde de polisin çalışma şekli birbirine benzer. Demokratik ülkelerde polis, kamu düzeni ve yararı için, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı ve şeffaf bir şekilde hareket eder; yaptıklarının da hesabını verir. Antidemokratik ülkelerde ise daha ziyade rejimin verdiği görevleri yerine getiren bir yapıdır.-Bu tasfiyeler demokratik ülkelerde olur mu?Polis teşkilatları incelendiğinde demokratik hiçbir ülkede bizim ülkemizde son 9-10 aydır yaşadıklarımıza rastlanmaz; ama antidemokratik ülkelerde olabilir. Eğer bir ülkede diktaya yönelme varsa, polis teşkilatında çok ciddi tasfiyeler görürsünüz.-Türkiye diktaya mı yöneliyor?Bütün akademisyenler, bilim adamları şunu kabul eder: 17-25 Aralık’tan sonra sıra dışı değişiklikler ve görevden almalar oldu. Son on yıla, yirmi yıla bakın, yapılan atama sayısı ne kadardı, son sekiz-dokuz ayda kaç atama yapıldı, kaç kişi görevden alındı? Bu bir objektif veridir. Demokratik ülkelerde bu şekilde değişiklik olmuyor. Benim çıkarımım budur. Bu, rejim değişikliğiyle ilgili ciddi bir göstergedir.-Operasyonlar olmasa da bu tasfiyeler olacak mıydı?17-25 Aralık belki kırılma noktasıdır. Ama bunlar olmasaydı da emniyet teşkilatı, devletin, hukukun bir teşkilatı görünümünden daha ziyade partinin, liderin teşkilatı şekline dönüşecekti, dönüşmek zorundaydı.-Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsunuz?En bariz örneği vereyim. 1938’den bu yana polis teşkilatının polis kaynağı polis kolejidir. Kuleli’den harp okuluna geçildiği gibi, polis kolejinden de polis akademisine geçilir. Ben de polis koleji mezunuyum. Burada tek kriter vardır, polis kolejini bitirmek. Kuleli’yi bitirdiğinizde de Harbiye’ye girersiniz. Ve polis kolejine öğrenci alırken şu şekilde alırsınız; ‘Ben sizi dört yıl polis kolejinde okutacağım, dört yıl polis akademisinde okutacağım, sonra da rütbeli amir olarak polis teşkilatında istihdam edeceğim.’ 2010’da binde birlik başarı dilimi ile en yüksek 500 puanı alan çocuklar girdi polis kolejine, bu sene 316 tane öğrenci mezun oldu. Ama haziranda mezuniyete on gün kala yapılan bir yönetmelik değişikliği ile tarihinde ilk defa polis kolejinden mezun olan 80 tane öğrenci polis akademisine alındı, 280 tane öğrenci alınmadı. Dört yıl üst üste polis kolejinde birinci olmuş öğrenciyi almadılar. Oradaki kriter yüzde 50 mülakat notu. Dünyanın hiçbir yerinde yüzde 50 mülakat notu diye bir not olamaz. Yüzde 50 mülakat notu demek, ‘ben istediğimi alırım, istediğimi almam’ demek. Çocuklar üniversite sınavı dönemi de geçtikten sonra mağdur edildi.-‘Paralel yapı’ ile mücadele diye mi yapılıyor bütün bunlar?Tam tersine kendi polisini, kendi parti polisini kurma… Tamamen bir tasfiye olarak görüyorum bunu. Mülakatla alınan bir sınavda etnik kökeni, düşünce yapısı size benzemeyenleri almazsınız. Yani sadece bir camiaya yakın insanların girip girmemesi ile ilgili bir şey değil bu. Kimin camiaya yakın olup olmadığını bilemem, olmasa bile başka sebepler bulunur. ‘Bunların yaşı büyük, gençleştireceğiz, emekli edeceğiz’ derler, yok ‘ülkücüler camiaya hâkim’ derler, tasfiye ederler.-Paralel yapı bahane mi o zaman?Başından beri anlatmak istediğim bu. Paralel yapı ile mücadele bahane, parti polisi kurma şahane! Yani bunun akademik, felsefi yapısı budur. Bu değişiklikler, bu dönüşüm, belirli bir düşünceye yakın insanların tasfiyesi değildir. Bu değişiklikler, kendinden olan bir teşkilatı kurmanın çalışma ve gayretleridir.-O zaman ‘paralel yapı’, önceki dönemlerde ‘irticacı, komünist, faşist’ diye fişlenenler gibi bir yafta mı tasfiye için?Aynen öyle.-27 Mayıs’tan sonra bir gecede 7 bin subay emekliye sevk edildi. Orada önü açılan subaylardaki kriter Millî Birlik Komitesi’ne bağlılıktı. Bugünkü uygulama aynı mı?Aynı. Burada tasfiye edilen camia değil. Yerlerine getirilenlerin tek ve en önemli kriteri kendilerinden olmasıdır. Demokrasi polisi emri hukuktan alır. Parti polisi ise dar yapıdan... Dar yapının belirlediği politikalarla hareket eder.-Emniyetteki kadrolaşmada şu anda neler esas alınıyor?Teşkilatta her görüşten, her kökenden çok sayıda insan vardı. Tek bir model değildi. Önemli olan, hukukun üstünlüğüne inanarak profesyonel meslek ilkeleri ve etik değerler içerisinde görevi yerine getirmekti. 17-25 Aralık’tan sonra göreve getirmelere baktığımızda sıkı sıkıya belirli bir anlayışa bağlı, dar bir yapının etkin olduğunu görüyoruz. Buradaki tek belirleyici ölçüt, o dar yapının kendisinden olmak, o dar yapının elemanı olmak şeklinde.-Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in bahsettiği dar oligarşik yapı mı kastettiğiniz?Aynen, siyasette büyük halk desteğini almasına rağmen, millet yönetiminde dar oligarşik bir yapının söz sahibi olması gibi emniyetteki uzantılarının da dar oligarşik bir anlayışla hareket ettiğini görüyoruz.-Bu unsurlar emniyet teşkilatında öteden beri var mıydı?Hâkim görüş değildi. Hâkim görüş, gökkuşağı görüştü. Yani her zihniyetten, her kökenden ve her inançtan elemanların yoğun olarak yer aldığı ama hukuk çerçevesinde ve profesyonelce görevini ortaya koyduğu bir yapıydı. TÜİK verilerine göre 2003’ten 2013’e kadar istisnasız vatandaş memnuniyetinin en yüksek olduğu hizmet, (yüzde 80’lik oranla) asayiş ve polisiye hizmetleridir. 17-25 Aralık öncesi böyle bir polis teşkilatı vardı. 1980’lerde faili meçhul cinayetlerden çektiğini bu ülke hiçbir şeyden çekmedi. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve diğerleri… Son cinayet 2003’te Necip Haplemitoğlu cinayetidir. 2003’ten bu yana faili meçhul cinayet yok Türkiye’de. Bu ülkedeki askerî vesayet problemini hukuka uygun bir mücadele ile yine emniyet teşkilatının yaptığı operasyonlar minimize etti. Bu ülkede 30 yıldır kan akıtan PKK ile mücadelede, çözüm süreci öncesinde çok büyük başarılar elde edilmiştir. Uyuşturucu ile mücadelede 2013’te rekor kıran yakalamalar vardı.-Başarının sebebi neydi?Polisi demokratik ortam geliştirir. Suçla mücadele demokratik ortamda yapılır. Bu birbiri ile sarmaldır. 2013’te Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre 200 yolsuzluk operasyonu var. Yolsuzluk ne? Kamu gücünün menfaat doğrultusunda kullanılması. Yolsuzluk bir suçlar grubunun adıdır. Bu görevi ihmal olur, zimmet olur, kara para aklama olur, rüşvet olur. Peki, 2014’te bir yolsuzluk operasyonu duydunuz mu? Bir tek itfaiye operasyonu yapıldı. O da 17-25 Aralık öncesi düzenlenip İstanbul polisinin yapmak istediği ama siyasi iradenin yaptırmadığı operasyondur.-Yolsuzluklar bitti mi?Ben de oraya geleceğim. Sizce hiç kimse polise yolsuzluk operasyonu yapmayın demiş midir? Dememiştir. Herkese Allah akıl vermiş. Yolsuzluk operasyonu yapanın başına ne geldiğini herkes gördü. Yolsuzluk kamu gücünden menfaat temin edilmesidir. Yani kamu gücünü elinde tutana operasyon yapılması gerekir. E, kamu gücünü elinde tutan kudret, 17-25 Aralık’ı yaptırmayınca ondan sonraki polis amiri, müdürü her kimse bu operasyonların yapılmaması gerektiğini bilir. İşte parti polisliğine geçişle ilgili kastettiğim budur.-İstanbul, İzmir, Ankara’da çok sayıda polis gözaltına alınıp bırakıldı.Dar bakmamak lazım. Demokratik görünüm adı altında dikta uygulamalarına doğru giden adımlar bunlar. İzmir ve Ankara’daki polislerin hepsi tahliye olacak ve hiçbiri ceza almayacak ama burada yapılmak istenen kendi oluşumunu kurmak olduğu için artık bunlar ne kadar kendilerini aklarlarsa aklasınlar etkin görev de alamayacaklar.-Demokratik ülkelerde teşkilata sızan örgütler yok mu?Demokratik rejimlerde de polisin içinde çeteler var. Rüşvet, yolsuzluk çeteleri var. Uyuşturucu çeteleri ve mafya ile ortak çalışan polisler var. Devletin dışında başka otoritelerle işbirliği yapanlar varsa bunlarla mücadele etmek devletin en asli görevidir. Ama böyle bir şey olmadığı hâlde bazı polisler suçlanıp tasfiye ediliyorsa burada amaç başkadır. Aralıktan şu ana kadar açılan davalar; casusluk iddiası, usulsüz dinleme iddiası, taltif usulsüzlüğü iddiası, Tipnot usulsüzlüğü iddiası… Yani şu ana kadar devletin otoritesinin haricinde başka bir otoriteden emir alarak hareket etmeyle ilgili ortaya konan hiçbir soruşturma yok. Bakın söylenen farklı bir şey, olan farklı bir şey. Polise her operasyon ‘paralel polise operasyon’ diye veriliyor ama içeriğe bakıyorsunuz usulsüz dinleme, daha sonra bakıyorsunuz ‘Bırakın delili, olgu bile yok’ diyor İzmir mahkemesi. Ama insanların aklında ne kalıyor? Bu tamamen algı operasyonudur işte.-Emniyete bu operasyon nasıl zarar veriyor?Profesyonel polislik tasfiye ediliyor. 2013’e kadar vatandaş memnuniyetinin en yüksek olduğu polislik, devletin polisliği, milletin polisliği tasfiye ediliyor. Demokratik ülkelerin polis teşkilatı şeffaftır, hesap verebilirdir. Olaylardan sonra çıkar rakamları paylaşır, halkı bilgilendirir. Siz son on ayda emniyetin halkı bilgilendiren bir açıklama yaptığını duydunuz mu? Emniyet Genel Müdürlüğü hiçbir istatistiği paylaşmıyor. Ve sorulara da cevap vermiyor. Şu anda gittikçe içine kapanan bir teşkilat var.-Davaların açılması bir proje mi? Hepsinde müfettiş raporları var, iddialar boş mu?Hukuk soruşturmaları nosyonuna uygun değil. Yapılan bir kısım yasal düzenlemeler de Anayasa’ya aykırı. Bir tarafta suçla mücadele diyeceksiniz, diğer tarafta yolsuzlukla mücadele edemeyecek, hukukun emirlerini yerine getiremeyecek bir teşkilat olacak! Emniyet teşkilatı şu an yolsuzluk, uyuşturucu ve hırsızlıkla mücadelede bir politika geliştiremiyor.-Neden? On bin polisle bütün şehirde aramalar yapılıyor.Modern polislikte böyle bir şey yok. 20-30 yıl öncesinin yönetimi ile suçla mücadele edilmez. Modern polislikte nokta istihbarat vardır. Risk analizi vardır. Demokratik ülkelerin hiçbirinde böyle bir polislik modeli yok. On bin polisle sokağa çıkıp herkese suçlu muamelesi yapamazsınız.-Hangi ülkelerde parti polisliği var?En güzel örnek, İran’daki Devrim Muhafızları. Diğeri de Suriye’deki El Muhaberat’tır. Yani rejimin talimatları ile hareket eden polis teşkilatlarıdır bunlar.-Yargıyı yürütmeye bağlama çabaları da emniyetteki tasfiyenin bir uzantısı mı?Adalet eğer objektif, evrensel kurallara uygun olarak yerine getirilirse adalettir. Mesela biz “Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa...” diyen bir inançtan geliyoruz. Orada demiyor ki benim kızım Fatıma hırsızlık yapmaz. Her kim olursa bu ceza uygulanır… O yüzden demokratik ülkelerdeki en önemli özelliklerden biri bağımsız yargıdır. Antidemokratik ülkelerde ise inisiyatif tamamen yürütmede, yani beyde, yani kralda, her neyse. Bizim ülkemizde de yargı kontrol altına alınmak isteniyor. Yani bağımsız ve hukuk ilkelerine göre hareket eden yargı değil, yürütme erkinin talimatlarını yerine getiren bir yargı dizayn edilmek isteniyor. Hatırlayın, 25 Aralık’ta olanları. Yargı operasyonların yapılmasını istedi, yürütmeye bağlı zihniyetteki polis operasyonu yapmadı. Yargı bağımsızlığından dolayı bu operasyonlardan yürütmenin bilgisi olması gerekmiyor. Şimdi idareye, yürütmeye haber vermeden operasyon yapabilecek bir teşkilat var mı ortada?-Mahkemeler kapatıldı, hâkim ve savcılar değişti, takipsizlik kararları verildi. Bu yolsuzluk dosyaları örtülebilir mi?Hiç mümkün değil. Bu devletin kayıtlarından hiçbir şey silinmez. İtalya’da 105 yıl sonra aydınlatılan failli meçhul cinayet var. Hukuk böyle bir alandır. Hukuk topaldır ama kör değildir. 20-30 yıl sonra da olsa bugünkü polis başmüfettişlerinin hukuki hataları, gizli tanık safsatasının hukuki hataları mutlaka ortaya çıkar. Ben şuna daha çok üzülüyorum; bu hukuksuzlukları yapan meslektaşlarım çok ağır cezalar alacak. Herkes hesap verir, usulü ve bedeli farklıdır. Bir yerden o dikiş atar. Hukukta hatalı iş mutlaka ortaya çıkar.BİNGÖL’DEKİ EYLEMİN PKK TARAFINDAN YAPILDIĞINA ŞÜPHE YOK-Bingöl’de polisleri hedef alan saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?Örgüt son zamanlarda kırsaldaki ve şehirlerdeki hâkimiyetini en üst düzeye çıkarma aşamasına geçti. Çözüm sürecini kullanarak şehirlerdeki hâkimiyetini artırdı. Kobani bahanesiyle birçok şehir karışmasına rağmen Bingöl’de olay yaşanmadı. Burada öyle büyük bir eylem yapılmalıydı ki devletine bağlı milliyetçi duruşu olan Zazalar ve PKK’ya muzahir kesimler sokağa dökülmeliydi. Eylemin PKK tarafından yapıldığında hiçbir tereddüt yok. Eylemde çok daha büyük bir katliam planlanmıştı. Uzun namlulu Kalaşnikof silahın tutukluk yapmasıyla 2 şehit, 2 yaralı oldu. Bu katliamla Bingöl’ün sağduyulu kesimi sindirilmiş olacaktı. PKK ve diğer kesimler arasında sokak çatışmaları çıkarılması hedeflenmişti. -Bir zaaf var mı?17-25 Aralık’tan sonra emniyet teşkilatındaki büyük çaplı değişiklikler güvenlik zaafına yol açtı. İstihbarat birimleri operasyonlarla etkisizleştirildiği için olaylar bu noktaya gelmiştir. Gelen de giden de bu ülkenin evladıdır ama istihbarat uzmanlarını başka birimlere gönderip istihbarat eğitimi vermediğiniz kişileri bu görevlere getirirseniz zaaf kaçınılmazdır. 7 Ekim’den bu yana bu ülkeye bir kâbus yaşatılıyor. Asıl yapılması gereken istihbarat teşkilatları, kolluk güçleri, polis ve asker ile bu olaylara karışan herkesin adalete teslim edilmesidir. Paralel gibi içi boş isnatlarla kimse hiçbir yere varamaz. Suç soruşturması ile ilgili en tehlikeli olan asli failin, katillerin, terör örgütünün göz ardı edilmesidir. 38 kişiyi öldüren katiller, binlerce okulu, yurdu, devlet binalarını yakan teröristler en kısa sürede yakalanmalıdır. Bingöl Emniyeti’ne katliam yapmaya çalışan ve bunu gerçekleştiren, 38 kişiyi öldüren bir örgüt varsa bu çok ciddi bir durumdur. 2012’de bitme noktasına gelen KCK yapısı son derece güçlenmiş ve etkili hâle gelmiştir. Terör örgütü bölgenin kurtarılmış alan olmasına çalışmaktadır. Bir müddet sonra 7 Ekim’e rahmet okutacak olaylarla karşılaşabiliriz. Devletin otoritesi, şefkat ihmal edilmeden tesis edilmelidir. Demokratik adımlar mutlak surette atılmalıdır.-Polisin yetkileri artırılıyor, Almanya örnek alınacak. Ne diyorsunuz?Almanya örneği parti polisi yapısıyla birleştiğinde tam bir felaket yaşatır. Polisin yetkilerinin artırımı; demokratik gelişmelerden ve sivil, bağımsız denetim mekanizmalarının kurulmasından sonra olmalıdır. Demokrasi gelişmeden, polisin yetkisinin artırılması, muhalefete ‘sen sus’ demektir. Muhalefet susmazsa, polisle susturmaya kalkar. “Misliyle karşılık verilecek” anlayışına sahip yöneticiler, bu yetkilerle yargısız infazlar oluşturabilir. Herkesi “vatan haini” gören zihniyetin emrinde Alman polisi yetkilerinin olması, polisimizi “devrim muhafızına” çevirir.-Olağanüstü hâli getiren yasalara ne diyorsunuz?Asıl sorun, hukuk alanında şubatta yapılan değişikliklerin ekimde tekrar değiştirilmesidir. Şubatta değiştirilen, ekimde tekrar eski hâline dönülen yasal düzenlemeler, önümüzdeki şubatta tekrar değiştirilecek mi? Yasaların bu kadar sık değişmesi hukuk devletine ve adalete güveni sarsar. Ayrıca “Bingöl saldırısı, şubatta yapılan değişiklikler sonucu mahkemeden önleme araması kararı alınamadığı için önlenemedi” demek, şubatta bu değişiklikleri yapanlar da olanlardan sorumludur demektir. AB müktesebatını örnek alıyorsak, ona göre yasalar çıkarılmalıdır.17 Aralık, darbe girişimi değil-‘17-25 Aralık hükümete karşı emniyet teşkilatının darbe girişimidir’ iddiasına ne diyorsunuz?2013’te çok sayıda yolsuzluk operasyonu oldu. Bu da o tip yolsuzluk operasyonlarından biriydi. Eğer hükümet adli mekanizmaya müdahale etmeseydi demokrasi daha da gelişirdi. Çok daha etkin demokratik donanımları olan bir ülke olurduk. Bundan kurtulmanın asli yolu hukuka müracaat etmekti. Dünyada birçok ülkede yolsuzluk operasyonları oldu. İtalya’da, Amerika’da... Hepsi kamu gücünü elinde tutanlara karşı oldu. Ve hepsinde de demokrasiye doğru gidiş varsa operasyonlar başarıya ulaştı. Antidemokratik gidiş varsa operasyonlar başarıya ulaşmadı.-Niçin 17-25 Aralık? Seçimlerin sonucunu etkilemek için mi?Yapılan olayı iyi incelediğinizde, siz teşkilatınızın bağlı olduğu bir bakanın, onunla birlikte dört bakanın birinci dereceden yakın akrabası ile ilgili soruşturma yapıyorsunuz, bu bir şekilde sızdı. Yine aynı teşkilatın içinde mali şube bu takibi yaparken, istihbarat şubeyi, mali şubeyi takip ettirmeye başladılar, bunun belgeleri de var. Ve daha sonra bu mali şubedeki yetkililerin böyle bir operasyon hazırlığı içinde oldukları sızdığı için 17-25 Aralık’ta bu operasyon yapıldı. Sızmasaydı daha devam edecek, belki seçimden sonra veya başka zaman yapılacaktı. Bir de operasyonunun yapılması ile ilgili zamanlama delillerin toplanması ile ilgilidir. Suçüstü hâlleri haricindeki operasyonda delillerin toplanması için o güne kadar çalışılması gerekmiştir. O güne kadar takip etmek gerekmiştir. Belki daha da yapılması gereken çalışmalar vardı. Ama operasyonun şüpheliler tarafına sızmaya başlaması, delillerin karartılması, şüphelilerin kaçması ihtimali ile ilgili o tarihte yapılmıştır. Bu çok net. Burada polisiye hiçbir sıkıntı yok.-‘Paralel yapı hükümete darbe yaptı’ söylemi yurtdışında tutmadı! Niçin?Ben o tarihte ‘Bu bir yolsuzluk operasyonudur, buna darbe derseniz dünyayı güldürürsünüz’ demiştim. Bir ay sonra da Amerikalı bir profesör, “17-25 Aralık hükümete darbedir diyenlere gülüyoruz.” dedi. Dünyanın her yerinde göz ameliyatı, bir köprünün yapımı evrenseldir, profesyonel bir iştir. Bu göz ameliyatı doğru yapılmış mı yapılmamış mı, bu köprü doğru inşa edilmiş mi edilmemiş mi, ilgili uzmanlar bakınca anlarlar. Bu operasyon da uzmanlık gerektiren bir alandır. 17-25 Aralık dosyasını koyduğunuzda uzmanların önüne, nereden çağırırsanız çağırın, Japonya, Almanya, Amerika, ‘evet bu yolsuzluk dosyasıdır’ der.-Gerçek paralel yapılar başka mı aslında?Devletin kurduğu bir mekanizma var; ekip büro amiri, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, müdür. Karar alma mekanizması budur. Bu hiyerarşik yapı içinde yer almayan dar bir yapının aldığı kararı tebliğ eden, talimat vererek yerine getirten yapı, gerçek paralel yapıdır. Ankara’da işte dar bir yapı birtakım listeleri hazırlıyor, üst yöneticiye veriyor, o yönetici de ‘şunu şu görevden alacaksın, bunu bu göreve getireceksin’ diyor. İşte bu nedir? Bu antidemokratik bir yapıdır.-Ya hükümetin ‘paralel yapı’ iddiası?İspatlanmayan her şey yok hükmündedir.(Kaynak: Aksiyon)
22 Ekim 2014 11:52 | gündem
KCK operasyonlarında görev alan polislerin Ankara'da gözaltına alınacağını önceden deşifre eden internet fenomeni @fuatavni, yeni bir operasyonun daha haberini verdi. @futavni'nin paylaştığı bilgilere göre Ankara'da yapılan algı operasyonu tutmayınca moraller bozuldu. Bu nedenle Kayseri merkezli yeni bir operasyon planlandı.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu ardından başlayan tasfiyelerle EGM Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Dairesi Başkanı Hacı Yusuf Karababa da görevden alınmıştı. Karababa'nın yerine bir dönem Kayseri'de görev yaptığı zamanda yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanan ve mahkeme tarafından da tutuklanan eski Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir getirilmişti. @fuatavni'ye göre, Orhan Özdemir'in suçlarını aklamak için, Özdemir'in Kozmik Çalışma Grubu'na (KÇG) verdiği isimlere evrakta sahtecilik operasyonu yapılacak.İşte @fuatavni'nin paylaştığı o bilgiler:Ankara'daki emniyet mensuplarına yapılan algı operasyonu tutmayınca moraller bozuldu. Kayseri merkezli yeni bir operasyon planlanıyor.Kom'un başına getirilen biatçı O.Özdemir'in suçlarını aklamak için KÇG'ye verdiği isimlere evrakta sahtecilik operasyonu yapılacak.
22 Ekim 2014 11:07 | gündem
Piyanist ve besteci Fazıl Say’ın eserlerinin seslendirileceği iki konser Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) yeni sezon programından çıkarılmasına tepkiler sürüyor.Fazıl Say dün Twitter hesabından açıklama yaparak, “Adamların ‘Su’ ile, ‘Yunus’ ile, ‘İstanbul’ ile dertleri varsa biz ne yapalım? Ne diyelim ki? Eserlerimin CSO yıllık orkestra programından çıkarılmasına gerekçe nedir? Sebep nedir? Öğrenmek isteriz. Kültür Bakanlığı cevaplamalı.” diye sordu. Ardından CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na Fazıl Say’ın eserlerinin CSO programından çıkarılmasıyla ilgili soru önergesi verdi.CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş da bir açıklama yaparak, son günlerde yaşanan sansür olaylarına tepki gösterdi. Karakaş şöyle dedi: “Bu uygulama Anayasa’nın 64. maddesinde belirtilen ‘Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır’ hükmünü yok saymaktadır. Fazıl Say’a konulan yasak kaldırılmalıdır. Kültür Bakanlığı yasaklama bakanlığı olmamalıdır. AKP hükümetini, Kültür Bakanlığı’nı sanata ve sanatçılara uyguladığı sansür ve baskılara son vermeye çağırıyoruz.”Ne olmuştu?Devlet Orkestraları CSO’nun yıllık programını hazırlayıp Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne onay için gönderiyor. Bakanın bizzat onayından sonra resmiyet kazanıyor. İddiaya göre bakanlığa ‘onay’ için gönderilen bu yılın programında Fazıl Say’a ait üç eser iki ayrı konser de yer alıyordu. www.sanattanyansimalar.com adlı internet sitesinin haberine göre bu üç eser Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenerek, yeni sezon programından çıkarıldı. Buna göre, Kasım 2014’te şef Rengim Gökmen’in yöneteceği bir konserde Say’ın ‘İstanbul Senfonisi’, Mayıs 2015’te 3000 kişilik ATO Congresium’daki konserde şef Naci Özgüç yönetiminde bestecinin ‘Su’ adlı piyano konçertosu ve ‘Yunus’un Sırtındaki Çocuk-Hermiyas’ adlı eseri seslendirilecekti.‘Bu gidiş nereye doğru gidiyor?’Fazıl Say, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerinin bakanlık tarafından programdan çıkarılmasıyla ilgili Hürriyet’ten Cem Erciyes’e konuştu. “Bütün dünyada sunduğum sanatımı kendi memleketimde sunamaz hale getirdiler.” diyen Say şunları söyledi: “Endişe ile izliyorum, hem memleketteki gelişmeleri, hem de yaşadıklarımı. ‘Bu gidiş nereye doğru gidiyor?’ diye soruyorum kendime. Kendi hayatımı, geleceğimi, kızımı ve dostlarımı düşünüyorum. Ne olacak bilmiyorum. Son birkaç ay içinde 14 yıllık Antalya Piyano Festivalim elimden alındı. Borusan Orkestrası ile her yıl konserlerimiz olurdu, bu yılki programımızı tuhaf bir bahaneyle iptal ettiler, benzer bir ambargo da onlardan geldi. Şimdi de bakanlık yapıyor. Bütün dünyada sunduğum sanatımı kendi memleketimde sunamaz hale getirdiler. Amaç nedir?”Habere göre, Kültür Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Haluk Dursun ise Say’ın program taslağından çıkartılan eseri olmadığını söyledi. Dursun İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın 22 Mayıs’ta vereceği konserinde Say’ın bir konçertosunun da çalınacağını belirterek, “Dolayısıyla Say’a bir ambargo, sansür yoktur, devletin kapıları kapatılmış değil. Belki 2016’da daha çok dinleriz.” dedi.
22 Ekim 2014 11:01 | kültür sanat
Eski Bingöl Emniyet Müdürü ve GÜSAM Başkanı Ercan Taştekin, “AKP hükümeti kendisinden olmayanları tasfiye, kendisinden olanları emniyet teşkilatına dâhil edecek bir sistem peşinde.” diyor.Recep Tayyip Erdoğan’ın 11 Mayıs 2013’te Afyon’da “Cadı avı ise cadı avı.” sözleri işaret fişeğiydi. Emniyet ve yargı başta olmak üzere çeşitli kurumlarda, medya, iş dünyası ve sivil alanda tarihin en büyük cadı avlarından biri başlatıldı. 2014’ün ilk 10 ayında 50 bine yakın memur sürgün edildi. ‘Paralel yapı’ adı altında yürütülen cadı avına muhalif bütün isimler ve kurumlar dâhil edildi. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından başlatılan tasfiyelerin hedefindeki en önemli kurum emniyet teşkilatıydı. Binlerce polis görevden alındı. Peki, neden ilk önce poliste tasfiyeye gidildi?“Eğer bir ülkede diktaya yönelme varsa, polis teşkilatında çok ciddi tasfiyeler görürsünüz.” Bu söz, eski Bingöl Emniyet Müdürü Ercan Taştekin’e ait. Taştekin, güvenlik stratejileri uzmanı. Kayseri’de üç kayıp çocuk olayını aydınlatan ekiple adını bütün Türkiye’ye duyurdu. Faili meçhul cinayetler, hırsızlık ve suçla mücadele konularında ülkenin yetiştirdiği en önemli polis müdürlerinden biri. Bingöl Emniyet Müdürlüğü görevinden emekliye ayrıldı. Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi (GÜSAM) Başkanlığı’nı yapıyor. Derneğin Ankara’daki merkezinde emniyetteki tasfiyelerle ilgili sorularımızı cevapladı. Polis teşkilatındaki tasfiyelerin arkasında parti polisliği kurma düşüncesi olduğunu açıkladı.-17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası poliste tasfiyeler başladı. Neden?17 Aralık olmasaydı da bu tasfiyeler olacaktı. Bunun polis teşkilatı ve yolsuzluklarla ilgisi yok. Bunun temelde ülkenin yönetim şekliyle çok ilgisi var. Eğer bir ülkenin yönetim şekli demokrasi ise ona göre dizayn edilen polis teşkilatları vardır. Eğer antidemokratikse polis de ona göre şekil alır. Polislik evrensel bir meslektir. Dünyada devletlerin rejimlerine göre polisliğin yapılış tarzı da birbirine benzer. Demokratik ülkelerdeki polisin çalışma felsefesi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Antidemokratik ülkelerde de polisin çalışma şekli birbirine benzer. Demokratik ülkelerde polis, kamu düzeni ve yararı için, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı ve şeffaf bir şekilde hareket eder; yaptıklarının da hesabını verir. Antidemokratik ülkelerde ise daha ziyade rejimin verdiği görevleri yerine getiren bir yapıdır.-Bu tasfiyeler demokratik ülkelerde olur mu?Polis teşkilatları incelendiğinde demokratik hiçbir ülkede bizim ülkemizde son 9-10 aydır yaşadıklarımıza rastlanmaz; ama antidemokratik ülkelerde olabilir. Eğer bir ülkede diktaya yönelme varsa, polis teşkilatında çok ciddi tasfiyeler görürsünüz.-Türkiye diktaya mı yöneliyor?Bütün akademisyenler, bilim adamları şunu kabul eder: 17-25 Aralık’tan sonra sıra dışı değişiklikler ve görevden almalar oldu. Son on yıla, yirmi yıla bakın, yapılan atama sayısı ne kadardı, son sekiz-dokuz ayda kaç atama yapıldı, kaç kişi görevden alındı? Bu bir objektif veridir. Demokratik ülkelerde bu şekilde değişiklik olmuyor. Benim çıkarımım budur. Bu, rejim değişikliğiyle ilgili ciddi bir göstergedir.-Operasyonlar olmasa da bu tasfiyeler olacak mıydı?17-25 Aralık belki kırılma noktasıdır. Ama bunlar olmasaydı da emniyet teşkilatı, devletin, hukukun bir teşkilatı görünümünden daha ziyade partinin, liderin teşkilatı şekline dönüşecekti, dönüşmek zorundaydı.-Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsunuz?En bariz örneği vereyim. 1938’den bu yana polis teşkilatının polis kaynağı polis kolejidir. Kuleli’den harp okuluna geçildiği gibi, polis kolejinden de polis akademisine geçilir. Ben de polis koleji mezunuyum. Burada tek kriter vardır, polis kolejini bitirmek. Kuleli’yi bitirdiğinizde de Harbiye’ye girersiniz. Ve polis kolejine öğrenci alırken şu şekilde alırsınız; ‘Ben sizi dört yıl polis kolejinde okutacağım, dört yıl polis akademisinde okutacağım, sonra da rütbeli amir olarak polis teşkilatında istihdam edeceğim.’ 2010’da binde birlik başarı dilimi ile en yüksek 500 puanı alan çocuklar girdi polis kolejine, bu sene 316 tane öğrenci mezun oldu. Ama haziranda mezuniyete on gün kala yapılan bir yönetmelik değişikliği ile tarihinde ilk defa polis kolejinden mezun olan 80 tane öğrenci polis akademisine alındı, 280 tane öğrenci alınmadı. Dört yıl üst üste polis kolejinde birinci olmuş öğrenciyi almadılar. Oradaki kriter yüzde 50 mülakat notu. Dünyanın hiçbir yerinde yüzde 50 mülakat notu diye bir not olamaz. Yüzde 50 mülakat notu demek, ‘ben istediğimi alırım, istediğimi almam’ demek. Çocuklar üniversite sınavı dönemi de geçtikten sonra mağdur edildi.-‘Paralel yapı’ ile mücadele diye mi yapılıyor bütün bunlar?Tam tersine kendi polisini, kendi parti polisini kurma… Tamamen bir tasfiye olarak görüyorum bunu. Mülakatla alınan bir sınavda etnik kökeni, düşünce yapısı size benzemeyenleri almazsınız. Yani sadece bir camiaya yakın insanların girip girmemesi ile ilgili bir şey değil bu. Kimin camiaya yakın olup olmadığını bilemem, olmasa bile başka sebepler bulunur. ‘Bunların yaşı büyük, gençleştireceğiz, emekli edeceğiz’ derler, yok ‘ülkücüler camiaya hâkim’ derler, tasfiye ederler.-Paralel yapı bahane mi o zaman?Başından beri anlatmak istediğim bu. Paralel yapı ile mücadele bahane, parti polisi kurma şahane! Yani bunun akademik, felsefi yapısı budur. Bu değişiklikler, bu dönüşüm, belirli bir düşünceye yakın insanların tasfiyesi değildir. Bu değişiklikler, kendinden olan bir teşkilatı kurmanın çalışma ve gayretleridir.-O zaman ‘paralel yapı’, önceki dönemlerde ‘irticacı, komünist, faşist’ diye fişlenenler gibi bir yafta mı tasfiye için?Aynen öyle.-27 Mayıs’tan sonra bir gecede 7 bin subay emekliye sevk edildi. Orada önü açılan subaylardaki kriter Millî Birlik Komitesi’ne bağlılıktı. Bugünkü uygulama aynı mı?Aynı. Burada tasfiye edilen camia değil. Yerlerine getirilenlerin tek ve en önemli kriteri kendilerinden olmasıdır. Demokrasi polisi emri hukuktan alır. Parti polisi ise dar yapıdan... Dar yapının belirlediği politikalarla hareket eder.-Emniyetteki kadrolaşmada şu anda neler esas alınıyor?Teşkilatta her görüşten, her kökenden çok sayıda insan vardı. Tek bir model değildi. Önemli olan, hukukun üstünlüğüne inanarak profesyonel meslek ilkeleri ve etik değerler içerisinde görevi yerine getirmekti. 17-25 Aralık’tan sonra göreve getirmelere baktığımızda sıkı sıkıya belirli bir anlayışa bağlı, dar bir yapının etkin olduğunu görüyoruz. Buradaki tek belirleyici ölçüt, o dar yapının kendisinden olmak, o dar yapının elemanı olmak şeklinde.-Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in bahsettiği dar oligarşik yapı mı kastettiğiniz?Aynen, siyasette büyük halk desteğini almasına rağmen, millet yönetiminde dar oligarşik bir yapının söz sahibi olması gibi emniyetteki uzantılarının da dar oligarşik bir anlayışla hareket ettiğini görüyoruz.-Bu unsurlar emniyet teşkilatında öteden beri var mıydı?Hâkim görüş değildi. Hâkim görüş, gökkuşağı görüştü. Yani her zihniyetten, her kökenden ve her inançtan elemanların yoğun olarak yer aldığı ama hukuk çerçevesinde ve profesyonelce görevini ortaya koyduğu bir yapıydı. TÜİK verilerine göre 2003’ten 2013’e kadar istisnasız vatandaş memnuniyetinin en yüksek olduğu hizmet, (yüzde 80’lik oranla) asayiş ve polisiye hizmetleridir. 17-25 Aralık öncesi böyle bir polis teşkilatı vardı. 1980’lerde faili meçhul cinayetlerden çektiğini bu ülke hiçbir şeyden çekmedi. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve diğerleri… Son cinayet 2003’te Necip Haplemitoğlu cinayetidir. 2003’ten bu yana faili meçhul cinayet yok Türkiye’de. Bu ülkedeki askerî vesayet problemini hukuka uygun bir mücadele ile yine emniyet teşkilatının yaptığı operasyonlar minimize etti. Bu ülkede 30 yıldır kan akıtan PKK ile mücadelede, çözüm süreci öncesinde çok büyük başarılar elde edilmiştir. Uyuşturucu ile mücadelede 2013’te rekor kıran yakalamalar vardı.-Başarının sebebi neydi?Polisi demokratik ortam geliştirir. Suçla mücadele demokratik ortamda yapılır. Bu birbiri ile sarmaldır. 2013’te Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre 200 yolsuzluk operasyonu var. Yolsuzluk ne? Kamu gücünün menfaat doğrultusunda kullanılması. Yolsuzluk bir suçlar grubunun adıdır. Bu görevi ihmal olur, zimmet olur, kara para aklama olur, rüşvet olur. Peki, 2014’te bir yolsuzluk operasyonu duydunuz mu? Bir tek itfaiye operasyonu yapıldı. O da 17-25 Aralık öncesi düzenlenip İstanbul polisinin yapmak istediği ama siyasi iradenin yaptırmadığı operasyondur.-Yolsuzluklar bitti mi?Ben de oraya geleceğim. Sizce hiç kimse polise yolsuzluk operasyonu yapmayın demiş midir? Dememiştir. Herkese Allah akıl vermiş. Yolsuzluk operasyonu yapanın başına ne geldiğini herkes gördü. Yolsuzluk kamu gücünden menfaat temin edilmesidir. Yani kamu gücünü elinde tutana operasyon yapılması gerekir. E, kamu gücünü elinde tutan kudret, 17-25 Aralık’ı yaptırmayınca ondan sonraki polis amiri, müdürü her kimse bu operasyonların yapılmaması gerektiğini bilir. İşte parti polisliğine geçişle ilgili kastettiğim budur.-İstanbul, İzmir, Ankara’da çok sayıda polis gözaltına alınıp bırakıldı.Dar bakmamak lazım. Demokratik görünüm adı altında dikta uygulamalarına doğru giden adımlar bunlar. İzmir ve Ankara’daki polislerin hepsi tahliye olacak ve hiçbiri ceza almayacak ama burada yapılmak istenen kendi oluşumunu kurmak olduğu için artık bunlar ne kadar kendilerini aklarlarsa aklasınlar etkin görev de alamayacaklar.-Demokratik ülkelerde teşkilata sızan örgütler yok mu?Demokratik rejimlerde de polisin içinde çeteler var. Rüşvet, yolsuzluk çeteleri var. Uyuşturucu çeteleri ve mafya ile ortak çalışan polisler var. Devletin dışında başka otoritelerle işbirliği yapanlar varsa bunlarla mücadele etmek devletin en asli görevidir. Ama böyle bir şey olmadığı hâlde bazı polisler suçlanıp tasfiye ediliyorsa burada amaç başkadır. Aralıktan şu ana kadar açılan davalar; casusluk iddiası, usulsüz dinleme iddiası, taltif usulsüzlüğü iddiası, Tipnot usulsüzlüğü iddiası… Yani şu ana kadar devletin otoritesinin haricinde başka bir otoriteden emir alarak hareket etmeyle ilgili ortaya konan hiçbir soruşturma yok. Bakın söylenen farklı bir şey, olan farklı bir şey. Polise her operasyon ‘paralel polise operasyon’ diye veriliyor ama içeriğe bakıyorsunuz usulsüz dinleme, daha sonra bakıyorsunuz ‘Bırakın delili, olgu bile yok’ diyor İzmir mahkemesi. Ama insanların aklında ne kalıyor? Bu tamamen algı operasyonudur işte.-Emniyete bu operasyon nasıl zarar veriyor?Profesyonel polislik tasfiye ediliyor. 2013’e kadar vatandaş memnuniyetinin en yüksek olduğu polislik, devletin polisliği, milletin polisliği tasfiye ediliyor. Demokratik ülkelerin polis teşkilatı şeffaftır, hesap verebilirdir. Olaylardan sonra çıkar rakamları paylaşır, halkı bilgilendirir. Siz son on ayda emniyetin halkı bilgilendiren bir açıklama yaptığını duydunuz mu? Emniyet Genel Müdürlüğü hiçbir istatistiği paylaşmıyor. Ve sorulara da cevap vermiyor. Şu anda gittikçe içine kapanan bir teşkilat var.-Davaların açılması bir proje mi? Hepsinde müfettiş raporları var, iddialar boş mu?Hukuk soruşturmaları nosyonuna uygun değil. Yapılan bir kısım yasal düzenlemeler de Anayasa’ya aykırı. Bir tarafta suçla mücadele diyeceksiniz, diğer tarafta yolsuzlukla mücadele edemeyecek, hukukun emirlerini yerine getiremeyecek bir teşkilat olacak! Emniyet teşkilatı şu an yolsuzluk, uyuşturucu ve hırsızlıkla mücadelede bir politika geliştiremiyor.-Neden? On bin polisle bütün şehirde aramalar yapılıyor.Modern polislikte böyle bir şey yok. 20-30 yıl öncesinin yönetimi ile suçla mücadele edilmez. Modern polislikte nokta istihbarat vardır. Risk analizi vardır. Demokratik ülkelerin hiçbirinde böyle bir polislik modeli yok. On bin polisle sokağa çıkıp herkese suçlu muamelesi yapamazsınız.-Hangi ülkelerde parti polisliği var?En güzel örnek, İran’daki Devrim Muhafızları. Diğeri de Suriye’deki El Muhaberat’tır. Yani rejimin talimatları ile hareket eden polis teşkilatlarıdır bunlar.-Yargıyı yürütmeye bağlama çabaları da emniyetteki tasfiyenin bir uzantısı mı?Adalet eğer objektif, evrensel kurallara uygun olarak yerine getirilirse adalettir. Mesela biz “Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa...” diyen bir inançtan geliyoruz. Orada demiyor ki benim kızım Fatıma hırsızlık yapmaz. Her kim olursa bu ceza uygulanır… O yüzden demokratik ülkelerdeki en önemli özelliklerden biri bağımsız yargıdır. Antidemokratik ülkelerde ise inisiyatif tamamen yürütmede, yani beyde, yani kralda, her neyse. Bizim ülkemizde de yargı kontrol altına alınmak isteniyor. Yani bağımsız ve hukuk ilkelerine göre hareket eden yargı değil, yürütme erkinin talimatlarını yerine getiren bir yargı dizayn edilmek isteniyor. Hatırlayın, 25 Aralık’ta olanları. Yargı operasyonların yapılmasını istedi, yürütmeye bağlı zihniyetteki polis operasyonu yapmadı. Yargı bağımsızlığından dolayı bu operasyonlardan yürütmenin bilgisi olması gerekmiyor. Şimdi idareye, yürütmeye haber vermeden operasyon yapabilecek bir teşkilat var mı ortada?-Mahkemeler kapatıldı, hâkim ve savcılar değişti, takipsizlik kararları verildi. Bu yolsuzluk dosyaları örtülebilir mi?Hiç mümkün değil. Bu devletin kayıtlarından hiçbir şey silinmez. İtalya’da 105 yıl sonra aydınlatılan failli meçhul cinayet var. Hukuk böyle bir alandır. Hukuk topaldır ama kör değildir. 20-30 yıl sonra da olsa bugünkü polis başmüfettişlerinin hukuki hataları, gizli tanık safsatasının hukuki hataları mutlaka ortaya çıkar. Ben şuna daha çok üzülüyorum; bu hukuksuzlukları yapan meslektaşlarım çok ağır cezalar alacak. Herkes hesap verir, usulü ve bedeli farklıdır. Bir yerden o dikiş atar. Hukukta hatalı iş mutlaka ortaya çıkar.BİNGÖL’DEKİ EYLEMİN PKK TARAFINDAN YAPILDIĞINA ŞÜPHE YOK-Bingöl’de polisleri hedef alan saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?Örgüt son zamanlarda kırsaldaki ve şehirlerdeki hâkimiyetini en üst düzeye çıkarma aşamasına geçti. Çözüm sürecini kullanarak şehirlerdeki hâkimiyetini artırdı. Kobani bahanesiyle birçok şehir karışmasına rağmen Bingöl’de olay yaşanmadı. Burada öyle büyük bir eylem yapılmalıydı ki devletine bağlı milliyetçi duruşu olan Zazalar ve PKK’ya muzahir kesimler sokağa dökülmeliydi. Eylemin PKK tarafından yapıldığında hiçbir tereddüt yok. Eylemde çok daha büyük bir katliam planlanmıştı. Uzun namlulu Kalaşnikof silahın tutukluk yapmasıyla 2 şehit, 2 yaralı oldu. Bu katliamla Bingöl’ün sağduyulu kesimi sindirilmiş olacaktı. PKK ve diğer kesimler arasında sokak çatışmaları çıkarılması hedeflenmişti. -Bir zaaf var mı?17-25 Aralık’tan sonra emniyet teşkilatındaki büyük çaplı değişiklikler güvenlik zaafına yol açtı. İstihbarat birimleri operasyonlarla etkisizleştirildiği için olaylar bu noktaya gelmiştir. Gelen de giden de bu ülkenin evladıdır ama istihbarat uzmanlarını başka birimlere gönderip istihbarat eğitimi vermediğiniz kişileri bu görevlere getirirseniz zaaf kaçınılmazdır. 7 Ekim’den bu yana bu ülkeye bir kâbus yaşatılıyor. Asıl yapılması gereken istihbarat teşkilatları, kolluk güçleri, polis ve asker ile bu olaylara karışan herkesin adalete teslim edilmesidir. Paralel gibi içi boş isnatlarla kimse hiçbir yere varamaz. Suç soruşturması ile ilgili en tehlikeli olan asli failin, katillerin, terör örgütünün göz ardı edilmesidir. 38 kişiyi öldüren katiller, binlerce okulu, yurdu, devlet binalarını yakan teröristler en kısa sürede yakalanmalıdır. Bingöl Emniyeti’ne katliam yapmaya çalışan ve bunu gerçekleştiren, 38 kişiyi öldüren bir örgüt varsa bu çok ciddi bir durumdur. 2012’de bitme noktasına gelen KCK yapısı son derece güçlenmiş ve etkili hâle gelmiştir. Terör örgütü bölgenin kurtarılmış alan olmasına çalışmaktadır. Bir müddet sonra 7 Ekim’e rahmet okutacak olaylarla karşılaşabiliriz. Devletin otoritesi, şefkat ihmal edilmeden tesis edilmelidir. Demokratik adımlar mutlak surette atılmalıdır.-Polisin yetkileri artırılıyor, Almanya örnek alınacak. Ne diyorsunuz?Almanya örneği parti polisi yapısıyla birleştiğinde tam bir felaket yaşatır. Polisin yetkilerinin artırımı; demokratik gelişmelerden ve sivil, bağımsız denetim mekanizmalarının kurulmasından sonra olmalıdır. Demokrasi gelişmeden, polisin yetkisinin artırılması, muhalefete ‘sen sus’ demektir. Muhalefet susmazsa, polisle susturmaya kalkar. “Misliyle karşılık verilecek” anlayışına sahip yöneticiler, bu yetkilerle yargısız infazlar oluşturabilir. Herkesi “vatan haini” gören zihniyetin emrinde Alman polisi yetkilerinin olması, polisimizi “devrim muhafızına” çevirir.-Olağanüstü hâli getiren yasalara ne diyorsunuz?Asıl sorun, hukuk alanında şubatta yapılan değişikliklerin ekimde tekrar değiştirilmesidir. Şubatta değiştirilen, ekimde tekrar eski hâline dönülen yasal düzenlemeler, önümüzdeki şubatta tekrar değiştirilecek mi? Yasaların bu kadar sık değişmesi hukuk devletine ve adalete güveni sarsar. Ayrıca “Bingöl saldırısı, şubatta yapılan değişiklikler sonucu mahkemeden önleme araması kararı alınamadığı için önlenemedi” demek, şubatta bu değişiklikleri yapanlar da olanlardan sorumludur demektir. AB müktesebatını örnek alıyorsak, ona göre yasalar çıkarılmalıdır.17 Aralık, darbe girişimi değil-‘17-25 Aralık hükümete karşı emniyet teşkilatının darbe girişimidir’ iddiasına ne diyorsunuz?2013’te çok sayıda yolsuzluk operasyonu oldu. Bu da o tip yolsuzluk operasyonlarından biriydi. Eğer hükümet adli mekanizmaya müdahale etmeseydi demokrasi daha da gelişirdi. Çok daha etkin demokratik donanımları olan bir ülke olurduk. Bundan kurtulmanın asli yolu hukuka müracaat etmekti. Dünyada birçok ülkede yolsuzluk operasyonları oldu. İtalya’da, Amerika’da... Hepsi kamu gücünü elinde tutanlara karşı oldu. Ve hepsinde de demokrasiye doğru gidiş varsa operasyonlar başarıya ulaştı. Antidemokratik gidiş varsa operasyonlar başarıya ulaşmadı.-Niçin 17-25 Aralık? Seçimlerin sonucunu etkilemek için mi?Yapılan olayı iyi incelediğinizde, siz teşkilatınızın bağlı olduğu bir bakanın, onunla birlikte dört bakanın birinci dereceden yakın akrabası ile ilgili soruşturma yapıyorsunuz, bu bir şekilde sızdı. Yine aynı teşkilatın içinde mali şube bu takibi yaparken, istihbarat şubeyi, mali şubeyi takip ettirmeye başladılar, bunun belgeleri de var. Ve daha sonra bu mali şubedeki yetkililerin böyle bir operasyon hazırlığı içinde oldukları sızdığı için 17-25 Aralık’ta bu operasyon yapıldı. Sızmasaydı daha devam edecek, belki seçimden sonra veya başka zaman yapılacaktı. Bir de operasyonunun yapılması ile ilgili zamanlama delillerin toplanması ile ilgilidir. Suçüstü hâlleri haricindeki operasyonda delillerin toplanması için o güne kadar çalışılması gerekmiştir. O güne kadar takip etmek gerekmiştir. Belki daha da yapılması gereken çalışmalar vardı. Ama operasyonun şüpheliler tarafına sızmaya başlaması, delillerin karartılması, şüphelilerin kaçması ihtimali ile ilgili o tarihte yapılmıştır. Bu çok net. Burada polisiye hiçbir sıkıntı yok.-‘Paralel yapı hükümete darbe yaptı’ söylemi yurtdışında tutmadı! Niçin?Ben o tarihte ‘Bu bir yolsuzluk operasyonudur, buna darbe derseniz dünyayı güldürürsünüz’ demiştim. Bir ay sonra da Amerikalı bir profesör, “17-25 Aralık hükümete darbedir diyenlere gülüyoruz.” dedi. Dünyanın her yerinde göz ameliyatı, bir köprünün yapımı evrenseldir, profesyonel bir iştir. Bu göz ameliyatı doğru yapılmış mı yapılmamış mı, bu köprü doğru inşa edilmiş mi edilmemiş mi, ilgili uzmanlar bakınca anlarlar. Bu operasyon da uzmanlık gerektiren bir alandır. 17-25 Aralık dosyasını koyduğunuzda uzmanların önüne, nereden çağırırsanız çağırın, Japonya, Almanya, Amerika, ‘evet bu yolsuzluk dosyasıdır’ der.-Gerçek paralel yapılar başka mı aslında?Devletin kurduğu bir mekanizma var; ekip büro amiri, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, müdür. Karar alma mekanizması budur. Bu hiyerarşik yapı içinde yer almayan dar bir yapının aldığı kararı tebliğ eden, talimat vererek yerine getirten yapı, gerçek paralel yapıdır. Ankara’da işte dar bir yapı birtakım listeleri hazırlıyor, üst yöneticiye veriyor, o yönetici de ‘şunu şu görevden alacaksın, bunu bu göreve getireceksin’ diyor. İşte bu nedir? Bu antidemokratik bir yapıdır.-Ya hükümetin ‘paralel yapı’ iddiası?İspatlanmayan her şey yok hükmündedir.(Kaynak: Aksiyon)
22 Ekim 2014 04:01 | gündem
Galatasaray, 2-1’lik galibiyetlere aboneGalatasaray, 6. haftadaki derbide Hollandalı yıldızı Wesley Sneijder’in son anlarda attığı şık gollerle Fenerbahçe’yi 2-1 yendi. Sarı-Kırmızılılar böylece, Süper Lig’de üst üste 3. maçını da kazandı. Süleyman Seba sezonundaki 4. sınavında Sivasspor’u TT Arena’da, ardından Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor’u deplasmanda 2-1’le geçen Cim Bom, evinde Sarı-Lacivertlileri aynı skorla devirdi. TFF Süper Kupa’da Kanarya’ya, normal süresi ve uzatmaları 0-0 biten müsabakada penaltılarda 3-2 kaybeden İtalyan teknik adam Cesare Prandelli ise bu kez güldü.Sivok, Holosko ve Bobo’yu yakaladıBeşiktaş, adı ‘Osmanlı’ olarak değişen Ankara Yenikent Asaş Stadı’nda ağırladığı Sivasspor’u 3-2 mağlup etti. Siyah-Beyazlılarla Süper Lig’deki 144. müsabakasına çıkan Çek stoper Tomas Sivok, ‘Beşiktaş’ın ligde en fazla forma giyen yabancısı’ unvanını iki isimle paylaştı. Kartal’a 2008 yılında İtalyan temsilcisi Udinese’den gelen 31 yaşındaki tecrübe, Çaykur Rizespor’a kiralanan Slovak Filip Holosko ve şu an PTT 1. Lig ekiplerinden Kayserispor’da ter döken Brezilyalı Bobo’yu yakaladı. Geçen sezonun gol kralı olan Sivasspor’un Faslısı Atıf Chahechouhe ise 45 randevu sonra yoktu.‘Osmanlı’da Kartal uçuyor, Yiğido irtifa kaybediyor‘Osmanlı’ ismini alan Yenikent Asaş Stadı’nın, Beşiktaş açısından farklı bir önemi var. 2008-09 sezonunda, Mustafa Denizli yönetiminde son şampiyonluğuna ulaşan Kartal, 31. haftada, 9 Mayıs 2009 tarihinde Ankaraspor’u (Osmanlıspor) 4-1’le geçmişti. Holosko, İbrahim Toraman, Tello ve Bobo ile farka koşan Siyah-Beyazlılar, o dönem zirveyi Sivasspor’dan devralmıştı. Yiğidolar ise aynı stadyumda oynadığı 4 karşılaşmayı kaybetti. Kırmızı-Beyazlılar, Ankaraspor ile Osmanlı Stadı’nda yaptığı 3 müsabakada üzüldü. Ankara temsilcisine 2 kez 2-0 ve 2-1’lik skorlarla boyun eğen Sivas, Beşiktaş’a da 3-2 yenildi.Theofanis Gekas kaldığı yerdenAkhisar Belediyespor, oynadığı 6 karşılaşmada 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 yenilgiyle 13 puan topladı. Galatasaray’ın ardından averajla 3’üncü sırada yer aldı. Ege temsilcisinin yıldızı Theofanis Gekas ise gollerine bir maçlık aranın ardından devam etti. Süper Lig’de, Sivasspor, Kayseri Erciyesspor ve Fenerbahçe’ye toplamda 6 gol atan Yunanlı forvet, İstanbul Başakşehir deplasmanında suskun kaldı. 34 yaşındaki tecrübe, Manisa 19 Mayıs Stadı’nda 2-0 kazandıkları Kasımpaşa mücadelesinde fileleri sarstı ve 7’nci golüne ulaştı. Krallık yarışında zirvedeki yerini perçinledi.
22 Ekim 2014 02:00 | spor

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 kayserideki.com,  8.0.067